İşte Kanuni'nin fedaisi Malkoçoğlu
Yine çocuklar için kolları sıvadı
Gamzelerine vuruldu
Eşini arkadaşıyla yakaladı
21 Mayıs 2012 Pazartesi
Başı dumanlı arkadaşım...
İclal AYDIN iclal@gazetevatan.com
Kafanın ne kadar karışık olduğunu, şu anda yaşadığın sorunların keçeleşmiş bir tutam saça döndüğünü görebiliyorum... Çözümü o kadar zor ki kesip atasın geliyor ama kesemezsin... Canın acıya acıya çözmek zorundasın o düğümü...
Seninle her karşılaştığımızda gözlerinden ve bedeninden uyku akıyor sanki. Ama uykularından hiç de dinç uyanmıyorsun değil mi? Ne kadar uyusan o kadar yoruluyorsun hatta... Çünkü uyumuyorsun ki aslında... Uykudayken kaçıyorsun sadece... Sonra da eminim birkaç gece üst üste hiç uğramıyor uyku bedenine... Ama inan bitecek... Gerçekten bitecek... Hep şuracığında durmasına alıştığın o acı, bir sabah kendiliğinden gidecek... Gidecek ve bıraktığı sızılı boşluk bir gün muhakkak dolacak... Geçen gece neşesine ve kahkahasına hep hayranlık duyduğumuz bir arkadaşımız var ya, o bendeydi. Kendisine hiçbir şeyin dokunmayacağını sandığımız o kadının yaşam öyküsünü dinledim... Ve bir kez daha anladım ki yaşama sıkı sıkı bağlı olanların, bedenine neşeyi her gün farklı bir kumaşmış gibi dolayabilen kişilerin çoğu, içinden çıkılması zor dertlerden yürüyüp geliyor aramıza... “Kız kardeşimin doğumu benim için çok büyük bir sorun olmuştu. Ben sekiz yaşındaydım o doğduğunda. Hiç istememiştim. Ama kabullenmiştim. Anlaşamazdık hiç... Bir cumartesi günüydü. Annemle alışveriş yapmıştık. Kardeşim dört buçuk yaşındaydı. Ben kırmızı ışıkta koşarak geçtim. Annem arkamdan bağırdı. Ama ben çoktan karşı kaldırımdaydım bile. Annem yeşil ışığı bekledi. Kardeşimin elinden tutuyordu. Yürümeye başladılar. Ben de onları bekliyordum. Bütün arabalar durmuştu. Kaldırıma yaklaşmışılardı ki en sağ şeritten 120’yle gelen bir araba kardeşimi annemin elinden alıp götürdü. Kardeşim öldü... Sonra çok kötü günler başladı. Beni evden dışarı bırakmıyorlardı. Aile perişandı. Nefes alamıyordum. Kardeşimin ölümünden iki sene sonraydı sanırım... Bir gün okuldan eve geç geldim diye bir tartışma çıktı. O kadar büyük bir patlama yaşadım ki o günden sonra beni rahat bırakmaya karar verdiler. Babam annemi bir çocuk daha yapmaya ikna etti. Annem kız kardeşimi dünyaya getireceği inancıyla yaşamaya başladı. Ama bir erkek çocuk doğdu...” Bütün bunları anlatırken bir başkasından söz eder gibiydi... “İnsan her şeye alışıyormuş... Her şeye... Kız kardeşimi hastaneye götürürken anladım aslında. Ölmüştü. Ama bir mucize için dua ediyordum. İnsan her zor durum için bir çözüm düşünüyor ama bir tek öleni geri getiremiyorsun... On üç yaşında bir kız çocuğu için ne büyük, ne acı bir farkına varış...” dedi. Yaşadığımız günler ve olaylar birbirinin benzeri de olsa her defasında sonuncusu en büyüğüdür sanıyoruz... Oysa öncekiler gibi kanıksanıyor o da bir zaman sonra... Ne zaman büyük laflar etsem ki yazının böyle de bir yanı var -büyük cümle istiyor- ağzımdan çıkanla sınandım hep... O yüzden bir parça da ürkek gidiyor elim... Şimdi sana ağır gelen bugünler inan bana birkaç yıl sonra anlatacağın bir anı olacak... Yağmurda, çamurda, gece karanlığında vahşi bir atın üzerinde olduğunu düşün... Yolunu bulmaya çalışıyorsun... Ama mutlaka sabah olacak. Ama yağmur mutlaka dinecek. Ama o çamur mutlaka kuruyacak... Sadece o atın yelesine sıkı tutun derim. Bir de içindeki iyi insana inan. Ben zaman zaman o iyiye inancımı kaybediyorum. Her tökezlediğimde yine o yetişiyor oysa, o tutuyor elimden... İnan bu yazdıklarım aslında yine kendime mektubum gibi... Allah ölüm acısı vermesin... Kalanın bir çaresi bulunur... Sen dirensen de zaman geçecek... Bir bakacaksın bitmiş... Yükleniyor...
|